|
Kısaca anlatmak gerekirse:
1)
Eskiden diş çekimi
sonrası 6-12 hafta arası beklemek gerekirken, şimdi artık uygun
durum görüldüğünde çekim ile aynı seansta implantın da
yerleştirilmesi, hatta kuronun da yapılması söz konusu
olabilmektedir.
2)
Eskiden implant
yuvasına yerleştirildikten sonra 12-24 hafta arası kemikle kaynaması
beklenmekteydi. Günümüzde uygun koşullar bulunduğunda aynı gün
implantlar yüklenmeye başlanabilmektedir, yani aynı gün protez
yapılıp ağza uygulanabilmektedir.
Aşağıda bu konuda geniş bilgi
bulabilirsiniz:
Diş çekiminden hemen sonra alveol boşluğuna implant
uygulaması ilk bildirildiğinden beri, bu teknik giderek fazla ilgi
görmeye başlamıştır. İmmediyat implantasyonun avantajı cerrahi
müdahele sayısını ve tedavi süresini azaltmanın yanında, hastanın
daha az estetik ve fonksiyonel sıkıntı çekmesidir.
Endikasyon doğru konulduğunda ve doğru cerrahi ve protetik
protokoller izlendiğinde, immediyat implantasyon ve hemen yükleme
özellikle üst ön bölgede oldukça başarılı olabilmektedir. Hastanın
sistemik durumu, sigara alışkanlığı olup olmaması, ağız hijyenine
dikkat edip etmemesi, çekim bölgesinde periodontal veya endodontik
kaynaklı bir enfeksiyon olup olmaması ve mukoza ve kemik biyotipi
gibi hastaya bağlı faktörlerden biri bile olumsuz olduğunda bu tip
tedaviden kaçınmak en doğru yol gibi görünmektedir. Ancak, şartlar
sağlandığında bu tedavi gerçekleştirilebilirse, hasta memnuniyetinin
artmasının yanında hekim için de geç dönemde ortaya çıkabilecek,
yeterli hacimde kemik bulamama ve greft ve membran kullanma
mecburiyetinde kalmak gibi zorluklar en aza indirilmiş olacaktır.
İmmediyat implantasyon ve
yüklemede güncel yaklaşımlar
Diş çekiminden hemen sonra alveol boşluğuna implant
uygulaması ilk bildirildiğinden beri, bu teknik giderek fazla ilgi
görmeye başlamıştır. İmmediyat implantasyonun avantajı cerrahi
müdahele sayısını ve tedavi süresini azaltmanın yanında, hastanın
daha az estetik ve fonksiyonel sıkıntı çekmesidir. Ayrıca, implantın
ideal yönde yerleştirilmesi, çekim bölgesindeki kemiğin korunması ve
daha olumlu yumuşak doku estetiği sağlanması da avantajlar arasında
sayılabilir.
Ancak, çekim bölgesinde enfeksiyon varlığı immediyat
implantasyonu olumsuz etkileyebilecek en önemli faktörlerdendir. Hem
açık, hem de kapalı iyileşmede yeterli doku hacmi olmaması veya ince
doku biyotipi tedavi sonuçlarını olumsuz yönde etkiler.
Diş çekim boşluğuna erken implantasyon ile ilgili sonuçları
değerlendirebilmek için, çekim boşluğundaki yara iyileşmesi,
arkasından takip eden kemik rezorpsiyonu, remodelling ve
rejenerasyonu iyi anlamak çok önemlidir.
Diş çekimi sonrası kemik ve mukozadaki değişiklikler
İlk 6 ile 12 ay arasında ilk baştaki bukko-lingual kret
kalınlığının %50’sine karşılık gelen 5-7 mm arasında bir kret daralması görülür. Bunun
büyük kısmı iyileşmenin ilk 4 ayında gerçekleşir. Kemikte yatay
kayıpla beraber dikey olarak da 2 ile
4,5 mm arasında bir kayıp meydana gelir. Yan yana fazla sayıda diş
çekimi yapılması, tek dişe göre daha fazla kemik kaybına neden olur.
Mukozanın, altındaki kemiğe göre şekillenip değiştiği genel
kabul görmüştür. Diş çekimini takip eden yara iyileşmesinde ilk 7
günde matriks sentezi başlar ve 3 haftada azami seviyeye ulaşır.
Sürekli bir olgunlaşma sonrası aylar içinde yumuşak doku eski çekme
dayanımına ulaşır. Çekim boşlukları çevresi mukozanın çekme
dayanımının olmaması yarada dehisense neden olabilir. Primer
kapamayı sağlayacak yeterli doku hacmi bulunmasına karşılık,
gecikmiş implantasyon yapılan ve rezorbe olan veya olmayan
membranlar kullanılan vakalarda % 5 ile % 24 arasında değerlerde
dehisens meydana geldiği bildirilmiştir. 1 ile 4,5 yıllık gözlem
dönemlerinden sonra, sondlama derinliklerinde ve radyografik krestal
kemik düzeylerinde hiçbir anlamlı fark bulunamamıştır.
İmmediyat veya gecikmiş implantasyonlarda başarılı bir kemik
iyileşmesi için gereken koşullar çok benzerdir. İmmediyat implant
yerleştirildiğinde implant ile kemik arasında bir boşluk kalır ki,
bu boşluk da kan pıhtısının yerleşmesi ve sabit kalabilmesi için
yeterli olmalıdır, ancak gereğinden fazla olmamalıdır, çünkü kemik
iyileşmesi buna bağlıdır.
Hayvan deneyi çalışmaları hem implant kemik mesafesinin, hem
de yüzey özelliklerinin pıhtının stabilizasyonu açısından önemli
olduğunu göstermiştir.
Ayrıca, 2 mm ve daha az mesafe olan durumlarda kemik
iyileşmesinin istatistiksel olarak dahi fark göstermediği, daha
büyük mesafe olduğunda membran uygulamasının gerekeceği bulunmuştur.
Estetik sonuçlarla ilgili veriler ise eksiktir.
İmmediyat implant uygulamalarına göre geleneksel
yerleştirmenin de (gecikmiş) bir çok avantajı bulunmaktadır.
Uygulanacak bölgedeki enfeksiyon varlığını elimine edilebilmesi ve
kemik hacminin ve üzerine getirilecek flabin cok net görülebilmesi
ve yumuşak dokunun cok iyi adapte olması gibi. Bununla birlikte bu
avantajlar kemiğin bilhassa da bukko lingual yönde resorpsiyonuyla
azalır. Böylece, kemik hacminin aşırı kaybı olmaması ve yumuşak doku
uyumunun optimal olması için implant yerleştirmeden önce 4 ila 8
hafta beklenmelidir. Diş çekiminden sonra implant yerleştirmenin
birkaç haftalığına ertelenmesi soketin içindeki kemiğin
rejenerasyonuna olanak verir. Soketin genişliğinde azalma olur.
Bunun da augmentasyon prosedürlerine yararı vardır.
Çekim Boşluğuna İmplantın Yerleştirilmesi
Çekim boşluğuna implant yerleştirilmesi, yumuşak ve sert
dokulara minimum travmatik olduğu için avantajlıdır.
Çok köklü dişlerde kök aralarının kullanılması önerilir.
Çekim soketinden tüm granülasyon dokusu uzaklaştırılmış
olmalıdır.
İmplantasyon yerinin belirlenmesi
Uygun ve başarılı bir tedavinin oluşturulabilmesi için
implantın yerinin belirlenmesi önem kazanır. Bu faktörler:
• Hastanın tedavi planının bütünü
• Hastanın estetik beklentileri
• Yumuşak dokunun kalitesi, miktarı ve morfolojisi
• Kemiğin kalitesi, milktarı ve morfolojisi
• Patolojinin varlığı
• Çekimi düşünülen diş ve destek yapılarının durumu
Primer İmplant Stabilizasyonu:
Yapılacak restorasyonun durumu ve profiline göre diş
çekiminden sonra kalacak boşluk ve kret durumuna göre yeterli yer
yoksa veya uygulanacak implanttan geniş ve implanta yeterli destek
sağlamıyacaksa implant, çekimden hemen sonra yerleştirilmemelidir.
İmplant Yerleştirilmesi
İmplantların 3 boyutlu konumlandırılması, restoratif tedavi
düşünülerek yapılmalıdır.
Üst Ön Bölgedeki İmplant Restorasyonları
Doku defektinin olmadığı ön bölge tek diş implantlarında, komşu dişlerin
doku desteğiyle birlikte estetiği de içeren öngörülebilir bir tedavi
sonucuna ulaşılır. Üst ön bölgede flap kaldırılmadan direk
yerleştirilen implantlar, immediyat yüklenerek ya da yüklenmeyerek
yapılan immediyat implantasyonlar gibi bazı cerrahi işlemlerin
estetik sonuçlarına ilişkin literatür halen yetersizdir.
İMPLANTLARIN ESTETİK BAŞARISIZLIKLARININ
OLASI SEBEPLERİ
Anatomik Faktörler
Hekim, kret anatomisinin yumuşak dokudan ve kemik desteğinden meydana
geldiğini ve bir implant etrafındaki yumuşak doku konturlarının
büyük ölçüde kemik anatomisinden etkilendiğini bilmelidir. Son
yıllarda, doğal dişler için kullanılan “biyolojik kalınlık”
kavramının osseointegre implantlara da uygulanabileceğini gösteren
birçok deneysel çalışma yapılmıştır. Bu terim implantlar için de
kullanılabilir çünkü yumuşak dokular implantlar etrafında da relatif
sabit bir boyut gösterirler.
Komşu bölgesi dişsiz olan implantlarda kalınlık 3 mm iken
interproksimal alandaki yumuşak doku, dişe komşu implantlarda
kontakt noktasındaki papil nedeniyle daha kalındır. Klinik
çalışmalar farklı dişeti biyotiplerinde yumuşak doku
farklılıklarının olduğunu zaten göstermiştir. İnce biyotip çıkış
profili bakımından kalın biyotiple kıyaslandığında daha az
bir yumuşak doku kalınlığına sahiptir.
İmplant etrafındaki bu durum göz önünde bulundurulurken, kemik
yapının yumuşak dokunun estetiğinde anahtar rolü oynadığı
unutulmamalıdır. Burada iki anatomik yapı önemlidir: interproksimal
alandaki alveol kretinin kemik yüksekliği ve vestibüler kemik
duvarının yüksekliği ve kalınlığı. İnterproksimal kret yüksekliği
implantların mezyal ve distalindeki papilin yüksekliğinde rol oynar.
Alveoler kret ile temas noktası arası mesafenin 6 mm ve üzerinde
olması sağlıklı bir papil oluşturulmasını güçleştirdiği klinik
çalışmalarla ortaya konulmuştur. Bu gözlem implant destekli
restorasyonlarla da doğrulanmıştır. Ayrıca tek diş implantlarının
etrafındaki papil yüksekliğinin implanta komşu proksimal kemik
seviyesinden bağımsız olduğu ancak komşu dişin interproksimal kemik
yüksekliğine bağlı olduğu kanıtlanmıştır (34). Komşu dişteki dikey
kemik boyutunun azaldığı klinik vakalarda kret yüksekliğini geri
kazanmak için hali hazırda cerrahi bir teknik bulunmamaktadır.
Kaybolan dokuyu geri kazanmak amacıyla ortodontik ekstrüzyon
teknikleri önerilmiştir, ancak hiç bir uzun dönem klinik çalışma
sonucu günümüze ulaşmamıştır.
Komşu dişin kret yüksekliği operasyondan önce detaylı bir şekilde
ölçülerek implant etrafında kısa papil oluşma riski olan hastalar
belirlenmelidir. Tedaviden önce hastayla tedavinin çerçevesi açıkça
konuşulmalı ve gerçek üstü beklentiler ortadan kaldırılmalıdır.
İmplantların uygunsuz konumlandırılması ya da uygun olmayan implant
seçimi de estetik başarısızlığa yol açabilir. Kullanılan implant
sistemi ne olursa olsun 3 boyutta doğru bir yerleşim estetik
başarının anahtarıdır. Yerleşimin nasıl olacağı planlanan
restorasyona bağlıdır. İmplant ve planlanan restorasyon arasındaki
ilişki, implant omzunun yerleşimine bağlıdır ve bu sert ve yumuşak
doku cevabını da etkileyecektir.
İmplant omzunun yerleşimi 3 boyutta doğru olarak
konumlandırılmalıdır: orofasiyal, mezyo-distal ve apiko-koronal.
Oro-fasiyal doğrultuda fazlaca vestibüle yerleştirilen bir implant
omzu, vestibül kemik kalınlığı çok azalacağından, dolayısıyla
dehisens oluşturma eğiliminde olacağından dolayı, yumuşak dokuda
çöküntü oluşma riskini arttıracaktır. İmplantın fazla palatinale
yerleştirilmesi ise dokunun üstüne oturan restorasyonlardaki gibi
çıkış profili problemlerine yol açar. Her iki durumda da muhtemel
protetik komplikasyonlar (restorasyon ve implant arasında eksen
uyumsuzluğu) ortaya çıkabilir ve implantın üzerine bir restorasyon
yapımı zorlaşır.
Restorasyonların mezyo-distal olarak yanlış konumlandırılmasının,
komşu doğal dişin interproksimal papilinin üzerinde büyük etkisi
vardır. İmplantın komşu dişe çok yakın yerleştirilmesi
interproksimal alveol kret seviyesinin implant seviyesine kadar
rezorbe olmasına neden olacaktır. İnterproksimal alandaki bu kret
kaybıyla birlikte papil yüksekliği de azalacaktır. Tüm bunlara bağlı
olarak da restoratif sorunlar doğacaktır. Embraşür şeklinin ve çıkış
profilinin kötü olması restorasyonun uzun bir temas alanına sahip
olmasına ve istenmeyen klinik-estetik sonuçlara yol açacaktır. Komşu
dişteki kret yüksekliğinin kaybı, implantlarda boyun bölgesi
etrafındaki kemikte krater şeklinde kemik kayıplarına neden
olabilir. Bu durum radyografiler yardımıyla da gösterilmiştir. Komşu
dişteki dikey kemik kaybını önlemek için minimal mesafe olan 1-1,5
mm dikkate alınmalıdır. Çalışmalar mikro aralık adı verilen
implant/post ara yüzünün konumunun implant etrafındaki sert ve
yumuşak doku cevabında önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Mikro
aralık ne kadar apikale yerleştirilirse rezorpsiyonun da o oranda
fazla olduğu gözlemlenmiştir.
İmplantın 3 boyuttaki yerleşimi planlanırken her boyutta ayrı ayrı
“rahat” ve “tehlikeli” bölgeleri belirlenmelidir. İmplant seçimi
ve yerleşimi planlanan restorasyona dayanmalıdır. Eğer implant boynu
tehlike bölgesine yerleştirilirse yukarda sayılan komplikasyonlardan
biri meydana gelebilir ve estetik kusurlara yol açar. Rahat ve
tehlikeli bölgeler mezyo-distal, oro-fasiyal ve apiko-koronal
boyutlarda belirlenmiştir. Mezyo-distal boyutta tehlikeli bölge
komşu dişin yakınındadır. Bu alanın ne kadar geniş olduğu halen
bilinmemektedir. Önceki yayınlar implant omzu ile komşu kök yüzeyi
arasında en az 1 mm mesafe olması gerektiğini söylemektedir.
Oro-fasiyal boyutta ise implant omzunun kenarı ideal çıkış profilini
sağlayacak şekilde olmalıdır. Vestibüldeki tehlike alanı komşu dişin
ya da planlanan restorasyonun çıkış profilinin oluşturduğu hayali
çizginin vestibülündeki herhangi bir yerdir. Palatinal tehlike alanı
ise çıkış profilinin 2mm palatinalinden başlar ve buna uyulmazsa,
yumuşak doku üstüne oturan restorasyon riski artmış olur. İmplantın
bu tehlike bölgeleri arasında kalan rahat bölgeye yerleştirilmesi
düzgün bir çıkış profili elde edilmesine, buna bağlı olarak da
uyumlu dişeti kenarlarının oluşmasına olanak sağlayacaktır. İmplant
omzunun apiko-koronal yerleşimi “mümkün olduğunca sığ, gerektiği
kadar derin” felsefesine dayanır. Böylece estetik ve biyolojik
prensipler arasında bir uyum sağlanmış olur.
Operasyon Öncesi Analiz
Riskin Degerlendirilmesi
Her hasta için operasyon öncesinde risk profilinin ortaya
konulması gereklidir. Bu plan sonraki tedavi sürecinin gidişatını
belirler. Estetik açıdan çok önemli olduğu için ve yapılacak hata
çok zor telafi edileceği için potansiyel tehlike üst çene ön
bölgedir. Risk değerlendirmesi, hastayı tedavi öncesi aydınlatmak,
bilinçlendirmek ve aşırı beklentilerden korumak açısından önemli
olduğu kadar, hekimin tedavi planını şekillendirmesi açısından da
kaçınılmazdır.
Risk faktörlerinden en önemlilerinden biri, hastada hızlı
ilerleyen periodontitisin varlığıdır ki, yapılan çalışmalar bu
faktör varlığında implant osseointegrasyonunda sorunlar ortaya
çıkabildiği kadar, çevre kemik ve yumuşak dokuların umulmadık
cevaplar verebildiğini de göstermiştir.
Son 6 yıldır pozitif interlökin-1’in (İL-1) belirlenmesi için
genetik tahlil metodları uygulanmaktadır, çünkü bu hastalarda yüksek
periodontitis riski bulunduğu bilinmektedir. İnterlökin
1 ve sigara alışkanlığının bir arada bulunması risk faktörlerini
büyük oranda arttırmaktadır. Sigara alışkanlığı, ayrıca implant
komplikasyonları için de risk oluşturmaktadır. Birçok araştırma
göstermiştir ki, sigara içen kişilerde, yara iyileşmesi döneminde ve
implant komplikasyonlarında artış olmaktadır. Araştırmalar pozitif
İL-1 varlığına ilaveten sigara alışkanlığının da bulunduğu
hastalarda, implant çevresi dokularda ve kemik kaybında artış
olduğunu göstermiştir.
Anatomik Analiz: Genel Görüş
İmplant restorasyonlarında optimal bir estetik 4 anatomik ve
cerrahi parametreye dayanır:
(1)
İmplant boynunun submukozal durumu,
(2)
İmplantın 3 boyutlu olarak doğru ve uygun yerleştirilmesi,
(3)
Çevre doku sağlığının ve konturunun uzun süreli olarak devam
ettirebilmesi,
ve (4) İmplant üstü restorasyonun komşu
dişlerin formuna simetrik ve orantılı olması.
Tüm bunların sağlanabilmesi için çok dikkatli ve uygun olarak
yapılacak planlama vazgeçilmezdir. Tedavi ağız dışından başlar ve
hastanın gülmesini ve yüz konturlarını da kapsar. Tecrübeli bir göz,
implantı uygulamadan bitmiş protezin çevre dokulardaki konturunu ve
gülme hattını tahmin edebilir. Sağlıklı olmayan dişler ve hatalı
konumlarıyla hastanın doğru ve güvenilir bir gülüş vermesi söz
konusu değildir. Hastanın daha önceden çekilmiş ve gülüşünü içeren
fotoğraflar bize tedavi planlamasında rehber oluşturur. Yüksek bir
gülüş hattı, yani hasta gülümsediğinde, üst çenede fazla miktarda
yumuşak doku görünmesinin, implant boynu açığa çıktığında, estetik
bozukluğa neden olabileceği bilinmelidir. Orta hat, diş formları ve
büyüklükleri restorasyona başlamadan kaydedilmelidir. Ağız içi
dokümantasyon çok kapsamlı ve dikkatli biçimde oluşturulmalı,
dişetindeki asimetriler, komşu diş ilişkileri, periodontal sağlık ve
periapikal röntgenler kayda geçmelidir. Periodontal ve ortodontik
estetik, implant cerrahisi öncesi oluşturulmalıdır. Yumuşak dokunun
formu ve karakteristiği bitmiş protezin çıkış profilini ve implant
boynunun uyumunu belirler. İmplantlar palatinale doğru ve biraz da
derine yerleştirildiğinde (estetik bölgeye dikkat ederek),
sonrasında kuron yapımında ve çıkış profilinin doğal oluşmasında
yararlı olur. Genelde hem yüksek dudak hattı hem de ince bir kemik
yapısına birden sahip olan hastalar anatomik riskli kabul
edilmelidir. Bu özelliklere sahip hastalara, sonradan oluşabilecek
sorunlar ve içinde bulunduğu risk faktörleri, tedavi öncesi
anlatılmalıdır.
Tek Diş Boşluğunda Anatomik Analiz:
Ön bölge tek diş boşluklarında implant yerleştirilmeden önce,
bitmiş restorasyonun uzun ekseni ve çıkış profili de göz önünde
bulundurularak, 3 boyutlu olarak iyice incelenmelidir. Eğer diş
çekiminden hemen sonra implant uygulanacaksa, implant
yerleştirilmesi bazı özel önlemler gerektirir. Bu göz önünde
bulundurulduğunda, diş çekimi öncesi bir çok analiz yapılması
gerekmektedir.
Teşhis için wax-up uygulaması:
oluşturulacak modelde yumuşak doku konturları da önceden belirlenip
oluşturulabilir, kret şekline ve kesitinin anatomisine bakılır,
komşu dişlerle ve karşıt dişlerle ilişkileri gözden geçirilir. Söz
konusu hasta için estetik bölge ve gülme hattı belirlenir. Mezyo-distal
olarak yer, simetriğindeki dişin kapladığı yere eşit olmalıdır.
Gerekli yerin oluşturulmasında ortodontik tedavi, mine düzeyinde
aşındırma ya da restorasyon ile komşu dişlerde gerekli düzeltmeler
yapılır. Diasteması bulunan hastalarda bu diastema boşluğunun
kapatılarak mı, yoksa estetik kaygılar göz önünde bulundurularak,
gerekli implant için yer açarak mı elimine edileceğine karar
verilir. Dikkat edilecek nokta implantın apikokoronal çapıdır.
Yumuşak doku şekillenmesi periodontal sağlık, çekilen diş veye
dişler, kemik atrofisi, travma, enfeksiyon varlığı veya konjenital
anomalitelere bağlıdır.
Dikey olarak yeterli yumuşak ve sert dokusu bulunmayan
hastalar yüksek antomik risk grubu olarak adlandırılan hasta
grubudur. İmplant boynunun subgingival pozisyonda yerleşebilmesi
için implant yerleştirilmesi öncesi implant yatağı krater şeklinde
hazırlanmalıdır. İmplantın cıkış
profilinin oluşturulmasında geçici kuron aracılığıyla yumuşak doku
şekillendirmesinin önemi büyüktür. Dikkat edilmesi gereken bir başka
nokta da interoklüzal mesafenin kontrolüdür. Ön bölgeye imlantın
yerleştirilmesinde, yapılacak restorasyonun uzun ekseni ve
restorasyonun ileri itimi göz önünde bulundurulmalıdır. Periapikal
radyografi netlik bakımından panoromik radyografiye göre bize daha
hassas bilgi verir.
Geçici Restorasyon
Üst çene ön bölgede implant sonrası geçici restorasyon
yapılması hasta memnuniyeti ve implant çevresi yumuşak dokunun
korunması için bir gerekliliktir. Geçici restorasyon oluşturulurken
yumuşak dokulara ve implant üzerine basınç uygulamamalı ve karşıt
çeneyle ilişkisi laterotrüzyon ve protrüzyon hareketinde temas
olmayacak şekilde hazırlanmalıdır.
İmmediyat yüklemede, hareketli bölümlü geçici protez veya yan
dişlere ortodontik tellerle bağlanan sabit tek kuron gibi, daha önce
yaşanan sorunlar söz konusu olmaz. Hareketli geçiciler çok sık
kırılmaktadırlar ve ayrıca hastaya oldukça fazla rahatsızlık
vermektedirler. Yine komşu dişlere tutturulan dişler de zaman zaman
kopabilmekte ve sık diş hekimi ziyaretlerini beraberinde
getirebilmektedirler.
Oklüzal temasları kesilmiş tek kuronlar hem kullanışlılık,
hem de estetik olarak daha tatminkar sonuçlar verebilmektedir.
|